Blog

Makaleler

Haset Kıskançlıktan Öte Psikolojik Bir Sorundur

Haset,  çekememezlik, kıskançlık ve fesatlık hali sebebiyle başka bir insanın elindeki zenginlik, varlık, şöhret, statu, tanınma, makam, beceri, tecrübe, deneyim gibi edinilmiş iyi kazanımlar veya sağlık, güzellik, sevilme gibi iyi olma hallerinden dolayı rahatsız olup, o kişiden o varlığın gitmesini ve yok olmasını istemesidir. 

Günlük dilde kavram haset etme, haset duyma ya da hasetlik olarak kullanılabilmektedir. Haset ile kıskançlık, çekememezlik ve günücülük yakın anlam taşıyan sözcükler olmakla birlikte eş anlamlı sözcükler olarak düşünülmemelidir.

Haset kişinin kendisini mevcut durum, varlık ve değerler üzerinden bir başkasıyla kıyaslama neticesinde kendini dezavantajlı ve eksik durumda görmesiyle ortaya çıkar. Bu içsel değerlendirme sonucu olarak kendini daha değersizmiş gibi hissetme, ve beraberinde üzüntü ve öfke de eşlik eder. Öfke uzun süreli ilişki durumlarda nefrete ve kine dönüşebilir.

Haset toplum tarafından genelde olumsuz karşılanan bir duygu olması nedeniyle varlığı genellikle yadsınan bir duygudur. Birçok insan içindeki haseti kendisine bile itiraf edemez; varlığını hissettiğinde utanır, şayet farkına varılabiliyorsa, öncelikle kişinin kendisini rahatsız edecek bir duygudur.. Oysa her insanın haset etme potansiyeli vardır. Asıl önemli olan varlığı değil davranışlara ve ilişkilere olan etkisidir.

Kendinde var olan haseti görmek istemeyenlerin içindeki haset başka duygu ve davranışlarda kendini gösterebilir. Sürekli yakınmak, haksızlığa uğradığını düşünmek ve söylenip durmak bazen haseti maskeleme görevi görür. Birçok kişi en yakınındaki insanların kıskanılmayacağını ve onlara haset duyulmayacağını düşünür. Oysa bu doğru değildir. İnsanlar çocuğunu, annesini, babasını ya da en çok sevdiği arkadaşını kıskanabilir, ona haset duyabilir. Haset, genellikle ilişkileri olumsuz etkiler. Sınırlı bir konuyla ilgiliyse, o kişiye yönelik güçlü olumlu duygular da hissediliyorsa ya da kişi bu duyguyla baş edebilecek psikolojik becerilere sahipse haset ilişkileri daha en az etkiler.

Dini değerlendirmelerde haset çoğu zaman en büyük günahlardan birisi olarak gösterilir fakat insanın kişilik yapısına sinmiş, huy halini almış ve her türlü insan ilişkisine yansıyan haset ile zaman zaman hissedilen çekememezlik hallerini bir tutmamak gerekir.

Haset duyulan kişi olmak da çok zor bir durumdur. Haset ilişkinin her yönüne sürekli biçimde bulaşıyorsa katlanılması zor bir durumdur. Yalnız hissedilen duygu olarak kalmayıp eyleme dönüyorsa ilişkiyi ciddi biçimde sınırlandırmayı ya da kesmeyi düşünmek gerekir.

Haset eden, haset ettiği kişinin başına bir şey geldiğinde ya da haset ettiği konuyla ilgili bir kaybı olduğunda buna açıkça ya da gizli gizli sevinir.

Hasedinden çatlamak‘ sözü hasedin psikolojik etkilerini çok güzel ifade eden bir deyimdir. Aşılamayan haset insanı mutsuzluğa mahkum eder. Haset kendi başına bir ruhsal hastalık belirtisi ya da bir ruhsal hastalık değildir. Bir kişilik özelliği olarak ele alınmalıdır ve narsistik kişilik yapısının en önemli özellklerinden birisidir.

Bu rahatsızlığının yanı sıra, iç dünyasının derinliklerinde “mahrum kalmış olma” duygusunu beslemek ve büyütmek, hasta değilse bile insanı ruhen çökertebilecek hale getirebilir. Böyle bir kişi, enerjisinin büyük bir kısmını, kendisi ve başkaları arasında gereksiz mukayeselerle harcar. Bu da diğer insanlara karşı haset duymasına, onlarla kendisi arasında iletişim, arkadaşlık ve dostluğu ile ilgili engellerin oluşmasına sebep olur. Bu sorunu aşmanın en etkili yöntemi bir ruh sağlığı uzmanına başvurarak gerekli içgörü ve desteği almaktır.