Kategori: <span>bilişsel davranışçı terapi</span>

aldatma

Aldatma

Aldatma Nedir?

Aldatma, birinin gerçek olmayan bir şeye inanmasına neden olan büyük ya da küçük, zalim ya da kibar bir eylemdir. Genel olarak dürüst insanlar bile aldatabilir; çeşitli çalışmalar ortalama bir insanın günde birkaç kez yanılttığını göstermektedir. Bu yalanlardan bazıları büyük (“seni hiç aldatmadım!”) Ama daha sık, rahatsız edici durumlardan kaçınmak ya da birinin duygularını bozmak için kullanılan küçük beyaz yalanlar olabilir (“Bu elbise iyi görünüyor”).

Psikoloji araştırmalarında aldatma oldukça tartışmalı bir etik konudur. Bazı psikologlar, bir araştırma çalışmasına katılan birini aldatmanın sahtekâr olduğunu ve bir katılımcının deneyin gerçek doğası hakkında bilgilendirilmediğini iddia eder. Diğerleri aldatmanın gerekli olduğuna inanır çünkü katılımcıların doğal olmayan bir şekilde davranması engellenir; katılımcıların, gözlemlenmediği veya çalışmadığı zaman normal şekilde davranması beklenir.

Aldatma her zaman dışa dönük bir eylem değildir. İnsanların kendilerine söyledikleri yalanlar da vardır, çünkü benlik saygısının sağlıklı bir şekilde sürdürülmesinden kontrolleri dışındaki ciddi sanrılara kadar yalanlar vardır. Kendisine yalan söylemek genellikle zararlı olarak algılanırken, bazı uzmanlar, belirli türden kendini aldatmanın (aksine kanıtlar olsa bile zor bir hedefe ulaşabileceğine inanmak gibi) genel refah üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabileceğini savunmaktadır.

Aldatma, propaganda, dikkat dağıtma ve gizleme gibi kavramları içerir.

Birçok durumda aldatmayı istemeden yanlış bilgi sağlamaktan ayırt etmek zordur. Bunun nedenlerinden biri, bir kişinin veya tüm kuruluşun kendini aldatabilmesidir.

Aldatma Etiği

Psikologlar etik hususları dikkate aldıklarından emin olan kurallar altında çalışırlar. Aldatma katılımcılara zarar verebileceğinden, araştırmada aldatmanın kullanımı etik ilkelerinde belirtilmiştir. APA etik kodu, sonları araçları haklı çıkarmadıkça bir psikoloğun aldatmaması gerektiğini belirtir. Bu nedenle, çalışmanın sonucu aldatıcı taktiklerin potansiyel zararına ağır basarsa aldatma kullanılabilir. Araştırmanın sonucunun, aldatmanın kullanımını haklı çıkaracak kadar değerli olduğu iddiasını yapmak zor olabilir. Sonuç ne olursa olsun, aldatıcı olmadan benzer sonuçlar bulunabildiğinde ya da “fiziksel ağrıya ya da ciddi duygusal sıkıntıya neden olması beklenir” olduğunda aldatıcı araştırmaya artık izin verilmemektedir. Ayrıca, herhangi bir aldatma kullanılırsa, deneysel süreçte mümkün olan en kısa sürede ortaya çıkarılmalıdır.

 

İlkelerimiz

psikolojik esneklik

Kurumsal Hayatta Psikolojik Esneklik

Yarış ortamı, rekabet, yeni iş yapış biçimleri, uyum sorunları, işsiz kalma korkusu, ekonomik belirsizlik, iş yükünden dolayı sık sık girilen tükenmişlik sendromları… Bu etkenler artık çalışma hayatının olmazsa olmaz unsurları olarak normalleştirilse de iş hayatının giderek zorlaştığını ve bunun insan psikolojisini ne kadar zorladığını göstermektedir.

Ülkemizdeki 45 saati geçen uzun çalışma süreleri, iş yerinde yaşanan stres ve güvensizlik sorunlarından dolayı iş ve özel hayat dengesini kurmakta zorlanıyoruz. Bu durum en çok ”beyaz yaka” olarak tabir edilen ve daha çok beyin gücü ile iş yapan kurumsal çalışanları etkilemektedir. Böyle bir ortamda çalışan bireylerin artan strese karşı daha dayanıklı olması, psikolojik esneklik kazanmaları iyi olma halini korumaları ve başarılı olmalarını sağlayacak yegane yöntemdir.

İş yerinde psikolojik esneklik neden önemli?

Mutluluk ve motivasyon kişinin ancak kendini gerçekleştirmesiyle ve yaptığı iş adına değer üretebilmesiyle mümkündür.

Bir çok firmanın fark etmediği veya göz ardı ettiği çalışan psikolojisi unsuru çalışanlarının üretkenliğini ve yaratıcılığını doğrudan etkilediğinden dolayı, zaman israfına ve sonuç olarak görünmeyen bir maliyete de neden olmaktadır. Gerekli çalışan memnuniyeti sağlanmadığında, doğru iş yapış stretejileri ve yeterli güven ortamı oluşturulmadığında, belirsizlik ve çaresizlik karşısında çoğu zaman depresyon ve kaygı bozuklukları gibi sağlık sorunları yaşayan çalışanlar; tükenmişlik sendromuna girerek hem özel hayatlarında sorun yaşamakta hemde bu rekabetli oyundan diskalifiye olmaktadırlar.

Psikolojik Esneklik Olmazsa Ne Olur?

Altından kalkamayacakları miktarda hedefler verilmesi, sürekli değişim talepleri, hatalı prosedürlerden dolayı ilerlemeyen süreçler ve işler nedeniyle kişiler, her sabah güne çıkmaza girmiş hissiyatı ile başlıyor. Başlanmış işleri bitirmek yerine sürekli yeni işlere başlamak, kişinin zaman içerisinde olması gerekenden fazla yüklenmesine neden oluyor. İşlerin tamamlanması için yeterli kaynakların sağlanamaması, potansiyel çözümlerin oluşturulamamasından dolayı, aynı konular etrafında dönüp durulması ve çaresizlik hissiyatı ile birlikte iş anlamını yitiriyor. Uzun süreçte çalışanın kendini güçsüz ve savunmasız hissettirmesine, öz güvenini yitirmesine ve bunlardan dolayı kariyerinin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor.

Böyle zorlu bir oyunda kalabilmek için şirketinizi ve organizasyon kültürünü değiştirmek her ne kadar çalışanın işinin bir parçası olarak hedef verilse de, bu süreçte sağlıklı kalabilmek, başarıya ulaşabilmek  ve sürdürülebilir bir iyilik hali içerisinde olmak adına, bireysel olarak bilinçlenmek, psikolojik olarak daha esnek daha dayanaklı hale gelmek gerekir.  Öfke kontrolü, ilişki yönetimi, stresle başa çıkma, kaygının kontrolü gibi  kişinin dinamik ve sürekli değişen dış ortama adaptasyonunu sağlayan yaşamsal mekanizmaları öğrenerek duygusal zekayı geliştirmesi, profesyonel bir iş insanına dönüşmesini sağlayarak iyi olma halini koruyacaktır.

İş hayatımızı kolaylaştıracak bu esnekliği nasıl kazanabiliriz?

Bireysel çabaların yetersiz kaldığı durumlarda çalışma psikolojisi konusuna hakim bir ruh sağlığı uzmanı ile çalışılmalı; iş hayatını da sizi strese sokan  kavramlar ve olgular üzerinde  diğer disiplinlerde olduğu gibi kişi odaklı bir psikoterapi ile bakılmalıdır.  Yani tüm gruplardan tüm standart ve seri üretim kavramlardan çıkarak o bireyin yegane ve tek olduğunu onun özelinden o insanın penceresinden bakarak bir terapi yolculuğu şarttır.  Bazen toksik düzeye gelmiş kavramlaştırma ve anonimleşme içinde kaybolmuş kişi, oradan çekip alınarak rahat bir nefes alıp durmalı ve o basit ancak kendisine sormayı unuttuğu soruları sormalı: ” Gerçekten ne istiyorum? Neye katlanıyorum ve neden katlanıyorum?”.  İçinde yaşadığı şirket kültürü ve çevresi tarafından oluşturulmuş kavramlarla sorgulamadan boğuşur durumda kalan çalışan, tüm kavramlardan ve içine sıkıştığı takım elbise ve ofisten çıkıp zihnini serbest bırakarak ilk önce zihninde oluşturduğu kavramsal dünya denilen hapisten kurtulmalı.

 

Bilişsel Davranışçı Terapi Nedir?

Bilişsel Davranışçı Terapi Nedir?

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) güncel ruhsal sıkıntılara yönelen, kısa sürede sonuç alınabilen etkin bir psikoterapi yaklaşımıdır. Düşüncelerin ve duyguların temelde davranışı şekillendirdiği gerçeği üzerine kurulmuştur. Düşünce sistemi değiştirilerek bireylerin olaylara daha farklı bir bakış açısıyla yaklaşmalarını sağlamaktadır.

Beynimizde gün içinde farkında olmadığımız yaklaşık 4.000 tane anlamsız düşünceler akışı olmaktadır, bu düşüncelerden bazıları bizi kötü hissettiren saplantılı, otomatik olan düşüncelerdir. Bu otomatik düşünceler ergenlik döneminde oluşmuş kötü hissettiren düşünce kalıplarıdır. Örneğin, bazı kişiler olaylar karşısında sürekli bir şekilde negatif düşünmeye eğilim göstermekte olup, bu durum kişinin otomatik düşüncelerinin bilişsel terapi ile ortaya çıkartılıp tekrardan yorumlanarak düzeltilmesiyle kişinin negatif bakış açısı değiştirilir. Mantığı bu şekilde özetlenen bir terapi yöntemi olmasına rağmen, terapiyi yapan uzman terapistin zekası ve tecrübesine bağlı olarak etkisi kuvvetlenen ve kısa sürede sonuç alınabilecek bir terapi yöntemidir. Dünyada gittikçe etkinliği kanıtlanmış ve literatürlere girmiştir.