Kategori: kaygı-bozuklugu

psikolojik esneklik

Kurumsal Hayatta Psikolojik Esneklik

Yarış ortamı, rekabet, yeni iş yapış biçimleri, uyum sorunları, işsiz kalma korkusu, ekonomik belirsizlik, iş yükünden dolayı sık sık girilen tükenmişlik sendromları… Bu etkenler artık çalışma hayatının olmazsa olmaz unsurları olarak normalleştirilsede iş hayatının giderek zorlaştığını ve bunun insan psikolojisini nekadar zorladığını göstermektedir.

Ülkemizdeki 45 saati geçen uzun çalışma süreleri, iş yerinde yaşanan stress ve güvensizlik sorunlarından dolayı iş ve özel hayat dengesini kurmakta zorlanıyoruz. Bu durum en çok ”beyaz yaka” olarak tabir edilen ve daha çok beyin gücü ile iş yapan kurumsal çalışanları etkilemektedir. Böyle bir ortamda çalışan bireylerin artan strese karşı daha dayanıklı olması, psikolojik esneklik kazanmaları iyi olma halini korumaları ve başarılı olmalarını sağlayacak yegane yöntemdir.

İş yerinde psikolojik esneklik neden önemli?

Mutluluk ve motivasyon kişinin ancak kendini gerçekleştirmesiyle ve yaptığı iş adına değer üretebilmesiyle mümkündür.

Bir çok firmanın fark etmediği veya göz ardı ettiği çalışan psikolojisi unsuru çalışanlarının üretkenliğini ve yaratıcılığını doğrudan etkilediğinden dolayı zaman ısrafına ve sonuç olarak görünmeyen bir maliyete de neden olmaktadır. Gerekli çalışan memnuniyeti sağlanmadığında, doğru iş yapış stretejileri ve yeterli güven ortamı oluşturulmadığında belirsizlik ve çaresizlik karşısında çoğu zaman depresyon ve kaygı bozuklukları gibi sağlık sorunları yaşayan çalışanlar tükenmişlik sendromuna girerek hem özel hayatlarında sorun yaşamakta hemde bu rekabetli oyundan diskalifiye olmaktadırlar.

Altından kalkamayacakları miktarda hedefler verilmesi, sürekli değişim talepleri, hatalı prosedürlerden dolayı ilerlemeyen süreçler ve işler nedeniyle kişiler her sabah güne çıkmaza girmiş hissiyatı ile başlıyor. Başlanmış işleri bitirmek yerine sürekli yeni işlere başlamak kişinin zaman içerisinde olması gerekenden fazla yüklenmesine neden oluyor. İşlerin tamamlanması için yeterli kaynakların sağlanamaması, potansiyel çözümlerin oluşturulamamasından dolayı aynı konular etrafında dönüp durulması ve çaresizlik hissiyatı ile birlikte iş anlamını yitiriyor. Uzun süreçte çalışanın kendini güçsüz ve savunmasız hissettimesine, öz güvenini yitirmesine ve bunlardan dolayı kariyerinin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor.

Böyle zorlu bir oyunda kalabilmek için şirketinizi ve organizasyon kültürünü değiştirmek her ne kadar çalışanın işinin bir parçası olarak hedef verilsede, bu süreçte sağlıklı kalabilmek, başarıya ulaşabilmek  ve sürdürülebilir bir iyilik hali içerirsinde olmak adına bireysel olarak bilinçlenmek, psikolojik olarak daha esnek daha dayanaklı hale gelmek gerekir.  Öfke kontrolu, ilişki yönetimi, stresle başa çıkma, kaygının kontrolü gibi  kişinin dinamik ve sürekli değişen dış ortama adaptasyonunu sağlayan yaşamsal mekanizmaları öğrenerek duygusal zekayı geliştirmesi, profesyonel bir iş insanına dönüşmesini sağlayarak iyi olma halini koruyacaktır.

İş hayatımızı kolaylaştıracak bu esnekliği nasıl kazanabiliriz?

Bireysel çabaların yetersiz kaldığı durumlarda çalışma psikolojisi konusuna hakim bir ruh sağlığı uzmanı ile çalışılmalı; iş hayatınıda sizi strese sokan  kavramlar ve olgular üzerinde  diğer disiplinlerde olduğu gibi kişi odaklı bir psikoterapi ile bakılmalıdır.  Yani tüm gruplardan tüm standart ve seri üretim kavramlardan çıkarak o bireyin yegane ve tek olduğunu onun özelinden o insanın penceresinden bakarak bir terapi yolculuğu şarttır.  Bazen toksik düzeye gelmiş kavramlaştırma ve anonimleşme içinde kaybolmuş kişi ordan çekip alınarak rahat bir nefes alıp durmalı ve o basit ancak kendisine sormayı unuttuğu soruları sormalı: ” Gerçekten ne istiyorum? Neye katlanıyorum ve neden katlanıyorum?”.  İçinde yaşadığı şirket kültürü ve çevresi tarafından oluşturulmuş kavramlarla sorgulamadan boğuşur durumda kalan çalışan tüm kavramlardan ve içine sıkıştığı takım elbise ve ofisten çıkıp zihnini serbest bırakarak ilk önce zihninde oluşturduğu kavramsal dünya denilen hapisten kurtulmalı.

Kaygı Bozukluğu

kaybetmek

Sahip Olmak Değil Kaybetmektir Asıl Tehlike

Geçmişten Günümüze Kaygı

Medeniyet ve endüstri devrimleri insanlara bir çok kolaylık getirmiş olsa da,  yeni oluşumlara ve sürekli değişim durumuna adaptasyon çabasında olan insan beynine yeni hastalıklar da getirmiştir. Çağdaş toplumlarda giderek artan sıklıklarda görülen anksiyete bozuklukları (kaygı hastalıkları)  bunlardan en yaygını olmuştur.

İlk çağlarda vahşi doğada canını kurtarmak için yırtıcı hayvanlardan kaçmasını sağlayan mekanizmadan farklı değildir insan beynindeki bu yapı. Ancak burada korku unsuru, o zaman olan gerçek korkudan bugünün medeni insanının oluşturduğu sanal bir korkuya dönüşmüştür. Peki insanı bulunduğu konumda ve konfor alanında güvende kalmasını, tehlikeden uzak ve temkinli hareket etmesi için var olan kaygı mekanizması nasıl oldu da insanın kendi kendini engelleyen bir düşmana dönüştü?

Kaybetme duygusu

Kaygı bugünün toplumlarında statü kavramı doğrultusunda sahip olma ve kaybetme arasında bocalayan insanlığın baş belası olmaya başladı, insanlar ne kadar çok doğadan ayrımlaşırsa sahip olma duygusu ve bunun yanında gelen kaybetme korkusu o derece artmıştır. İlkel çağlarda insanoğlu avcı toplayıcı kominlerde sahip olma dürtüsünden çok; ihtiyaç ve karnını doyurma üzerine düşünüp hareket ederdi. Yani fazlasını biriktirmek depolamak yada güncel olarak zenginleşmek kavramı anlamsızdı.

Günümüzde ise evrensel değerler daha fazlasına sahip olma zengin olma şeklinde pompalanan bir kültür yaratan insanlık; şimdi de bunu getirmiş olduğu kaybetme kaygısını yaşamakta. Fazlasını biriktirmek veya edinmek ile oluşan statüyü koruma çabası ve onu kaybetme korkusu, insanın farketmese de en büyük motivasyonudur. Ancak bilinçsiz olarak gerçekleşen bu çaba uzun süreçte özellikle ekonomik ve sosyal krizlerin yaşandığı zorlu şartlarda kaygı bozukluklarına neden olmaktadır. Daha iyi betimleyebilmek adına örnek vermek gerekirse; 100 Milyon dolar serveti olan birinin olası bir krizde 99 Milyon dolarını kaybettiğini düşünün. Bu kişi büyük olasılıkla var olan servetinin kaybetmekten çok edindiği statüyü ve yaşam şartlarını kaybettiğinden depresyona girecektir ve hatta intiharı bile düşünebilmektedir. Halbuki kalan 1 Milyon dolar değerindeki serveti diğer milyonlarca insan için bir servet değerindedir. Maddiyatla somutlaştırmaya çalıştığımız bu korku sosyal kazanımlar için de geçerlidir. Edinilmiş arkadaş veya kurulmuş bir aileyi kaybetmek de aynı etkiyi yaratır.

Güncel psikiyatri bilimi hastalık kaynağından çok semptomu iyileştirmek üzerinde hem fikir olsa da doğu tıbbında varoluşsal bakılan kaygı insanın hareket içinde olması gerektiğini söyler ve bu durumda asıl olan sahip olmak değil hareket halinde olmaktır.  Örnek vermek gerekirse bir sporcu sporunu yapıp hareket ettikçe iyi hisseder ve zamanla bu spordan kazandıkları artıp zenginleşip, sporu yani hareketi bıraktığında; yaşadığı kaygı anlamsız gelse de bu bir kaybetme kaygısıdır. Bir çok danışan tarafından söylenen; ”aslında hayatımda iyi gitmeyen hiç bir şey yok, kazancım iyi nerden geldi bu panik atak?” dese de bilinç altı daha önce kazanırken ve hareket halindeyken olmayan bir biyolojik alarmı verir ve bunun adı sahiplik yada iktidarı kaybetme kaygısıdır.

Kaygı Bozukluğu

Çocuklarda Anksiyete Bozukluğu

Anksiyete bozukluğu farklı yaş gruplarında tüm insanların üzerinde egemen olan ve farklı dönemlerde bazı kaygı ve korkuları yaşama durumu olarak ön plana çıkmaktadır. Üstelik bu, yetişkinleri dahi çok büyük problem içerisine soktuğu gibi çocuklarda çok daha büyük problemlere yol açabilmektedir. Bu yüzden çocuklarda çok küçük yaşlarda meydana gelen korkular için ileriki zamanlarda bir tedavi gerçekleştirilmezse çok daha büyük sorunlar ortaya çıkarabilmektedir. Anksiyete bozukluğu yani kaygı sorunlarının temelinde genel olarak korku yatmaktadır. ( çocuk psikiyatri istanbul )

Çocuklarda ise korku genel olarak 6 aylık iken başlar ve çok şiddetli olarak bazı problemler zaman içerisinde çocuğun bilinçaltına tamamen yerleşir. Ve eğer bu durum çok önemsenmezse ya da fark edilmez ise yetişkin hale geldiğinde dahi her ne kadar bunun saçma olduğuna inansa bile yine de o korkusundan asla vazgeçemez. Bu yüzden mutlaka profesyonel bir destek alınması gerekir.

Anksiyete bozukluğu için profesyonel destek

Çocuklarda meydana gelen kaygı ve korkular bazı durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Çeşitli hayvanlar ya da yüksek bir ses ile birlikte karanlık gibi durumlar çocukların büyük bir korkuya kapılmalarına neden olabilmektedir. Aynı zamanda çok alıştığı anne ve babasını yanında bir anda görememesi gibi durumlar da kısa bir süre içerisinde çok büyük problemleri ortaya çıkarabilmektedir. Bu gibi durumlar söz konusu olduğunda ise hiç şüphesiz böylesi tehlikeli ve zorlu bir konu için profesyonel bir destek alınmalıdır. Özellikle 2 ila 5 yaş arasındaki çocukların anne ve babadan ayrılmaları yine aynı şekilde anksiyete bozukluklarının temelini oluşturabilmektedir.

Bu tür durumlar içinse kesinlikle uzman bir çocuk psikoloğu bünyesinde doğru bir plan ve program dahilinde çocuğun yaşadığı korkuların ve kaygıların temeline inmek gerekmektedir. Bu sayede çocuğun ileriki dönemlerde çok daha derin bir şekilde yaşayabileceği farklı korku ve kaygılara; kökten bir çözüm bulmak suretiyle sağlıklı bir şekilde gelişim göstermesine imkân tanınabilmektedir.

Depresyon ya da anksiyete bozukları bozuklukları

Okul öncesi veya sonrası çocuklardan depresyon ya da anksiyete bozuklukları günümüzde çok daha fazla bir şekilde görülmektedir. O yüzden çocuklarda bir anda ortaya çıkan korku ve korku veya kaygılar ile birlikte garip davranış bozuklukları göründüğü andan itibaren hemen bir çocuk psikolojisi veya çocuk psikiyatri alanında destek alternatifleri değerlendirilmelidir. Profesyonel bir destek sunan ve çocukların dilinden iyi anlayan bir pedagog bünyesinde yapılabilecek birbirinden farklı tedaviler kapsamında; çocuklar yaşadıkları anksiyete bozuklukları ile birlikte farklı depresyon sorunlarından tamamen kurtulabilmektedir.

Bu da yetişkin dönemine geldikleri zaman yaşadıkları korkulardan tamamen kurtulmalarına imkân verebilir.

çocuk psikiyatri istanbul

Ana Sayfa

Çocuklarda Psikolojik Danışmanlık

sosyal fobi, kaygı bozuklugu

Sanal Gerçeklik Terapisi Ne Amaçla Kullanılır?

Sanal Gerçeklik Terapisi Ne Amaçla Kullanılır?

Sanal gerçeklik terapisi özellikle kaygı bozuklugu ve fobi tedavilerinde aktif olarak kullanılabilmektedir. Bunun yanında tekniğin uygulaması sadece bu alanlarla sınırlı olmak zorunda değildir. Bu konu tamamen psikoterapistin hayal gücü ile alakalı bir durumdur. Söz gelimi uçak korkularına yönelik kullanılan bir sanal gerçeklik sahnesi bu korkusu olmayan birinde tetikleyici olması açısından bu sahneyle ilişkili öğeler için kullanılabilir. Ya da rahatlatlama sahneleri seansta yoğun duygusal süreçten geçen bir kişinin rahatlatılması için kullanılabilir.

Sanal gerçeklik terapisinin özgül fobilere yönelik olarak kullanılması en yaygın kullanım şeklidir. Uçak fobisi olan bir insanın direk uçağı binmesi, köpeklerden ölesiye korkan birinin doğrudan köpekle yüzleştirilmesi çok mümkün olamayacaktır. Özellikle yoğun derecede bu korkulara sahip kişilerin aşamalı olarak maruz bırakılması önemli bir gerekliliktir ve bu sanal gerçeklik terapi yöntemleriyle mümkündür.

Panik veya kaygı bozuklugu durumlarının sık karşılaşılan korku durumlarını da içermesi açısından bu psikoterapik müdahale biçimi önemli bir avantaj sağlamaktadır.

kaygı bozuklugu

Panik Atak Nedir?

Psikoloji Teknolojileri Enstitüsü