Blog

Makaleler

kaygı bozukluğu psikolog

Sanal Gerçeklik Terapisi Ne Amaçla Kullanılır?

Sanal Gerçeklik Terapisi Ne Amaçla Kullanılır? Kaygı Bozukluğu Psikolog

Sanal gerçeklik terapisi özellikle kaygı bozuklugu ve fobi tedavilerinde aktif olarak kullanılabilmektedir. Bunun yanında tekniğin uygulaması sadece bu alanlarla sınırlı olmak zorunda değildir. Bu konu tamamen psikoterapistin hayal gücü ile alakalı bir durumdur. Söz gelimi uçak korkularına yönelik kullanılan bir sanal gerçeklik sahnesi bu korkusu olmayan birinde tetikleyici olması açısından bu sahneyle ilişkili öğeler için kullanılabilir. Ya da rahatlatlama sahneleri seansta yoğun duygusal süreçten geçen bir kişinin rahatlatılması için kullanılabilir.

Sanal gerçeklik terapisinin özgül fobilere yönelik olarak kullanılması en yaygın kullanım şeklidir. Uçak fobisi olan bir insanın direk uçağı binmesi, köpeklerden ölesiye korkan birinin doğrudan köpekle yüzleştirilmesi çok mümkün olamayacaktır. Özellikle yoğun derecede bu korkulara sahip kişilerin aşamalı olarak maruz bırakılması önemli bir gerekliliktir ve bu sanal gerçeklik terapi yöntemleriyle mümkündür.

Panik veya kaygı bozuklugu durumlarının sık karşılaşılan korku durumlarını da içermesi açısından bu psikoterapik müdahale biçimi önemli bir avantaj sağlamaktadır.

kaygı bozukluğu psikolog

Panik Atak Nedir?

Psikoloji Teknolojileri Enstitüsü

 

sanal gerçeklik terapisi

Sanal Gerçeklik Terapisi Nedir?

Sanal Gerçeklik Terapisi Nedir?

Sanal gerçeklik terapisi güçlü bir psikolojik müdahale biçimidir. 15 yılı aşkın süredir dünyanın birçok bölgesinde aktif olarak kullanılmıştır. Birçok hastanın kaygı bozukluğu tedavisinde başarılı sonuçlar alınmıştır. ABD’deki ilk uygulamaları savaş gazisi askerlerin travmaları için kullanılmıştır. Alınan başarılı sonuçlar diğer kaygı bozukluklarında da uygulama ortamlarının gelişmesine sebep olmuştur.

İlk uygulamaları kompleks aygıt ve ölçüm teknikleriyle daha çok labaratuvar tipi ortamlarda kullanılabiliyor iken, günümüzde gelişen teknolojilerle birlikte mobil telefonlar ve bunlar üzerinde çalışan özel uygulamalar ile kullanılabilir hale gelmiştir.

Alen Psikoloji olarak sanal gerçeklik terapisi uygulamalarının Türkiye’de ilk uygulayıcısı olarak bu uygulamayı özellikle kaygı bozukluğuna yönelik aktif olarak kullanıyor durumdayız.

 

Panik Atak Nedir?

Özlem Koç Özden

Sanal Gerçeklik Terapisi, panik bozukluk

Sanal Gerçeklik Terapisi Hangi Konularda Etkilidir?

1- Agorafobi

Kaçması çok  zor veya utanç verici olabilecek ya da panik atak veya benzer belirtilerin (baş dönmesi, düşme, kontrolünü kaybetme, kusma, vb) olması halinde yardım alınamayacağı, yer ve durumlarda bulunmaktan korkma olarak tanımlanmaktadır. ( Panik bozukluk )

2- Panik Bozukluğu

Tekrarlayan panik bozukluk belirtilerinin kısa sürede doruğa ulaştığı, yoğun kalp çarpıntısı, titreme, terleme, soluk alamama, göğüs ağrısı, bulantı, karın ağrısı, ölüm ya da çıldırma korkusu gibi belirtilerle kendini gösteren bir durumdur.

3-Özgül Fobiler

Yükseklik fobisi:

Kaçınmanın yoğunluğu bireyin özel durumunda bağlıdır, ancak bu tepkinin bir süreç içinde nasıl tezahür ettiğini tespit edebilmek önemlidir; yani merdiven çıkmaktan, bir uçurum kenarında olmaya kadar, giderek artan yüksekliklerin tepki seviyelerinin belirlenmesi.

Araç Kullanma Korkusu

Araç kullanma korkusu, mevcut ruhsal bozukluklar özgül fobiler altında durumsal bir fobi türü olarak geçer.

Araç kullanma uyarıcısı ile karşı karşıya kalınca güçlü ve sürekliliği olabilen bir korkudur.

Nüfusun %4.1’inin araç kullanma korkusu yaşadığını gösterse de, araç kullanmak ile ilgili bir tür korkusu olan kişilerin%23’ye kadar ulaşmaktadır. Araç kullanma korkusu olan kişiler, korkularının aşırı olduğunu kabul ederler.

Araç kullanma korkusu bir araç kazasından sonra gelişebileceğini ve bir travma sonrası stres bozukluğunun bir parçası olabilir.

Bu korku, agorafobi, panik bozuklukları veya sosyal fobi gibi, farklı anksiyete bozukluklarına evrilebilir. Dolayısıyla, bu konu bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmesi ile bulunur.

Hayvan Fobisi

Bu kapsamda sık karşılaşılan durumlar genellikle kedi, köpek, güvercin, fare, hamam böceği başta olmak üzere çeşitli hayvanlara karşı korku, mevcut ruhsal bozuklukları tanısal sistemleri kapsamında, belli bir hayvan türüne ilişkin belirgin bir fobi olarak tanımlanır.

Günümüzde, hayvanlara ilişkin fobiler çok yaygın bir sorundur ve bu gibi bir sorunla yaşamı boyunca karşılaşmış kişiler nüfusun %7,10’unu kapsar. Bu bağlamda bakıldığında, dünya genelinde hamam böceği ve örümcek fobileri en sık görülen korkulardandır.

 

Topluluk Önünde Konuşma Korkusu(Sosyal fobi)

Sanal gerçeklik terapisinin en etkili olduğu alanlardan biridir.

DSM V’e gore topluluk önünde konuşmaktan korkma  bir sosyal fobi olarak sınıflandırılır.

Ancak, belirtilmelidir ki vakaların %28’i sosyal fobi olarak tanımlanmaktadır. Genel olarak, mevcut verilere göre, topluluk önünde konuşma bağlamında nüfusun %33’ü anksiyete yaşamaktadır.

Bu veri önemlidir; sadece yüksek oranda görülmesi nedeniyle değil, aynı zamanda, kişilerin akademik ve mesleki gelecekleri için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Ayrıca bu alan, kaçınmaların, yüksek olduğu da bir alandır.

 

Uçma Korkusu

Uçma fobisi (korkusu), mevcut ruhsal bozukluklar sınıflandırma sistemi kapsamında spesifik fobiler altında durumsal bir fobi türü olarak tanımlanmaktadır.

İnsanların %10’u uçma konusunda ciddi düzeyde korku duymakta ve mümkünse bundan kaçınırlar ve %15’i ise oldukça fazla rahatsızlık duymasına rağmen uçmaya devam etmekte.

Uçma korkusu olan kişiler, nüfusun %3’ünü temsil eder.

 

TIBBİ MÜDAHALE KORKUSU (Kan, iğne, yaralanma) İğne Korkusunun Tedavisi için Sanal Ortamlari

Kan İğne yaralanma fobisi, mevcut ruhsal bozukluklar sınıflandırma sistemi kapsamında spesifik fobiler altında tanımlanmaktadır.

 

Karanlık korkusu

Karanlık korkusu yaygın bir bozukluktur. Maruz bırakma karanlık korkusu üzerinde başarı sağlamış önemli bir davranışçı yöntemdir. Sanal gerçeklik destekli bilişsel davranışçı terapilerin karanlık korkusunu azalttığına dair yayınlar bulunmaktadır.

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı üzerine yazılmış makaleler gözden geçirildiğinde sınav kaygısı olan kişiler yüksek oranda “sosyal değerlendirme kaygısı”na sahiptir, ki bir sosyal fobi çalışması, katılımcılar arasında %20 oranında sınav kaygısı olduğunu göstermiştir. Sanal gerçeklik destekli bilişsel davranışçı terapilerin sınav kaygısını azalttığına dair araştırmalar mevcuttur.

panik bozukluk

Sanal Gerçeklik Terapisi Bilgilendirme

Psikoloji Teknolojileri Enstitüsü

Sanal Gerçeklik Terapisi Kimler Tarafından Uygulanır?

Kimler Tarafından Uygulanır?

Sanal gerçeklik terapisi, sanal gerçeklik konusunda deneyimli, teorisine, yazılımına ve donanımına hakim,  Psikiyatrist ya da klinik psikologlar tarafından uygulanmalıdır. Aynı zamanda terapistin, Bilişsel Davranışçı Psikoterapi konusunda da yeterliliği olmalıdır. ( psikoloji eğitimi istanbul )

Sanal Gerçeklik Terapisi Eğitimi Alen Psikoloji tarafından belli periyotlarda açılan bir eğitimdir. Bu eğitimde sanal gerçeklik terapisinin teorik ve uygulamalı olarak anlatımı sağlanır. Eğitim BDT temellerine göre verilen bir eğitim olduğundan katılımcıların BDT eğitimi almış olmaları beklenir. Eğitime katılan kişilerin bu eğitim sonrası öğrendiklerini uygulaması ve bu konuda süpervize edilmesi de gerekmektedir. Süpervize edilmiş olan kişilere sağlanacak olan sertifikasyonla kişiler Sanal Gerçeklik Terapisti ünvanı kazanır.

psikoloji eğitimi istanbul

 

Sanal Gerçeklik Terapisi Eğitimi

Psikoloji Teknolojileri Enstitüsü

psikolojik esneklik

Kurumsal Hayatta Psikolojik Esneklik

Kurumsal Hayatta Psikolojik Esneklik

Yarış ortamı, rekabet, yeni iş yapış biçimleri, uyum sorunları, işsiz kalma korkusu, ekonomik belirsizlik, iş yükünden dolayı sık sık girilen tükenmişlik sendromları… Bu etkenler artık çalışma hayatının olmazsa olmaz unsurları olarak normalleştirilse de iş hayatının giderek zorlaştığını ve bunun insan psikolojisini ne kadar zorladığını göstermektedir.

Ülkemizdeki 45 saati geçen uzun çalışma süreleri, iş yerinde yaşanan stres ve güvensizlik sorunlarından dolayı iş ve özel hayat dengesini kurmakta zorlanıyoruz. Bu durum en çok ”beyaz yaka” olarak tabir edilen ve daha çok beyin gücü ile iş yapan kurumsal çalışanları etkilemektedir. Böyle bir ortamda çalışan bireylerin artan strese karşı daha dayanıklı olması, psikolojik esneklik kazanmaları iyi olma halini korumaları ve başarılı olmalarını sağlayacak yegane yöntemdir.

İşyerinde psikolojik esneklik neden önemli?

Mutluluk ve motivasyon kişinin ancak kendini gerçekleştirmesiyle ve yaptığı iş adına değer üretebilmesiyle mümkündür.

Bir çok firmanın fark etmediği veya göz ardı ettiği çalışan psikolojisi unsuru çalışanlarının üretkenliğini ve yaratıcılığını doğrudan etkilediğinden dolayı, zaman israfına ve sonuç olarak görünmeyen bir maliyete de neden olmaktadır. Gerekli çalışan memnuniyeti sağlanmadığında, doğru iş yapış stretejileri ve yeterli güven ortamı oluşturulmadığında, belirsizlik ve çaresizlik karşısında çoğu zaman depresyon ve kaygı bozuklukları gibi sağlık sorunları yaşayan çalışanlar; tükenmişlik sendromuna girerek hem özel hayatlarında sorun yaşamakta hemde bu rekabetli oyundan diskalifiye olmaktadırlar.

Psikolojik Esneklik Olmazsa Ne Olur?

Altından kalkamayacakları miktarda hedefler verilmesi, sürekli değişim talepleri, hatalı prosedürlerden dolayı ilerlemeyen süreçler ve işler nedeniyle kişiler, her sabah güne çıkmaza girmiş hissiyatı ile başlıyor. Başlanmış işleri bitirmek yerine sürekli yeni işlere başlamak, kişinin zaman içerisinde olması gerekenden fazla yüklenmesine neden oluyor. İşlerin tamamlanması için yeterli kaynakların sağlanamaması, potansiyel çözümlerin oluşturulamamasından dolayı, aynı konular etrafında dönüp durulması ve çaresizlik hissiyatı ile birlikte iş anlamını yitiriyor. Uzun süreçte çalışanın kendini güçsüz ve savunmasız hissettimesine, öz güvenini yitirmesine ve bunlardan dolayı kariyerinin olumsuz etkilenmesine neden olabiliyor.

Böyle zorlu bir oyunda kalabilmek için şirketinizi ve organizasyon kültürünü değiştirmek her ne kadar çalışanın işinin bir parçası olarak hedef verilse de, bu süreçte sağlıklı kalabilmek, başarıya ulaşabilmek  ve sürdürülebilir bir iyilik hali içerisinde olmak adına, bireysel olarak bilinçlenmek, psikolojik olarak daha esnek daha dayanaklı hale gelmek gerekir.  Öfke kontrolü, ilişki yönetimi, stresle başa çıkma, kaygının kontrolü gibi  kişinin dinamik ve sürekli değişen dış ortama adaptasyonunu sağlayan yaşamsal mekanizmaları öğrenerek duygusal zekayı geliştirmesi, profesyonel bir iş insanına dönüşmesini sağlayarak iyi olma halini koruyacaktır.

İş hayatımızı kolaylaştıracak bu esnekliği nasıl kazanabiliriz?

Bireysel çabaların yetersiz kaldığı durumlarda çalışma psikolojisi konusuna hakim bir ruh sağlığı uzmanı ile çalışılmalı; iş hayatını da sizi strese sokan  kavramlar ve olgular üzerinde  diğer disiplinlerde olduğu gibi kişi odaklı bir psikoterapi ile bakılmalıdır.  Yani tüm gruplardan tüm standart ve seri üretim kavramlardan çıkarak o bireyin yegane ve tek olduğunu onun özelinden o insanın penceresinden bakarak bir terapi yolculuğu şarttır.  Bazen toksik düzeye gelmiş kavramlaştırma ve anonimleşme içinde kaybolmuş kişi, oradan çekip alınarak rahat bir nefes alıp durmalı ve o basit ancak kendisine sormayı unuttuğu soruları sormalı: ” Gerçekten ne istiyorum? Neye katlanıyorum ve neden katlanıyorum?”.  İçinde yaşadığı şirket kültürü ve çevresi tarafından oluşturulmuş kavramlarla sorgulamadan boğuşur durumda kalan çalışan, tüm kavramlardan ve içine sıkıştığı takım elbise ve ofisten çıkıp zihnini serbest bırakarak ilk önce zihninde oluşturduğu kavramsal dünya denilen hapisten kurtulmalı.

Kaygı Bozukluğu

psikiyatrist tavsiye

Sahip Olmak Değil Kaybetmektir Asıl Tehlike

Geçmişten Günümüze Kaygı ( Psikiyatrist Tavsiye)

Medeniyet ve endüstri devrimleri insanlara bir çok kolaylık getirmiş olsa da,  yeni oluşumlara ve sürekli değişim durumuna adaptasyon çabasında olan insan beynine yeni hastalıklar da getirmiştir. Çağdaş toplumlarda giderek artan sıklıklarda görülen anksiyete bozuklukları (kaygı hastalıkları)  bunlardan en yaygını olmuştur. (Psikiyatrist tavsiye)

İlk çağlarda vahşi doğada canını kurtarmak için yırtıcı hayvanlardan kaçmasını sağlayan mekanizmadan farklı değildir insan beynindeki bu yapı. Ancak burada korku unsuru, o zaman olan gerçek korkudan bugünün medeni insanının oluşturduğu sanal bir korkuya dönüşmüştür. Peki insanı bulunduğu konumda ve konfor alanında güvende kalmasını, tehlikeden uzak ve temkinli hareket etmesi için var olan kaygı mekanizması nasıl oldu da insanın kendi kendini engelleyen bir düşmana dönüştü?

Kaybetme duygusu

Kaygı bugünün toplumlarında statü kavramı doğrultusunda sahip olma ve kaybetme arasında bocalayan insanlığın baş belası olmaya başladı, insanlar ne kadar çok doğadan ayrımlaşırsa sahip olma duygusu ve bunun yanında gelen kaybetme korkusu o derece artmıştır. İlkel çağlarda insanoğlu avcı toplayıcı kominlerde sahip olma dürtüsünden çok; ihtiyaç ve karnını doyurma üzerine düşünüp hareket ederdi. Yani fazlasını biriktirmek depolamak yada güncel olarak zenginleşmek kavramı anlamsızdı.

Günümüzde ise evrensel değerler daha fazlasına sahip olma zengin olma şeklinde pompalanan bir kültür yaratan insanlık; şimdi de bunu getirmiş olduğu kaybetme kaygısını yaşamakta. Fazlasını biriktirmek veya edinmek ile oluşan statüyü koruma çabası ve onu kaybetme korkusu, insanın farketmese de en büyük motivasyonudur. Ancak bilinçsiz olarak gerçekleşen bu çaba uzun süreçte özellikle ekonomik ve sosyal krizlerin yaşandığı zorlu şartlarda kaygı bozukluklarına neden olmaktadır. Daha iyi betimleyebilmek adına örnek vermek gerekirse; 100 Milyon dolar serveti olan birinin olası bir krizde 99 Milyon dolarını kaybettiğini düşünün. Bu kişi büyük olasılıkla var olan servetinin kaybetmekten çok edindiği statüyü ve yaşam şartlarını kaybettiğinden depresyona girecektir ve hatta intiharı bile düşünebilmektedir. Halbuki kalan 1 Milyon dolar değerindeki serveti diğer milyonlarca insan için bir servet değerindedir. Maddiyatla somutlaştırmaya çalıştığımız bu korku sosyal kazanımlar için de geçerlidir. Edinilmiş arkadaş veya kurulmuş bir aileyi kaybetmek de aynı etkiyi yaratır. ( psikiyatrist tavsiye)

Güncel psikiyatri bilimi hastalık kaynağından çok semptomu iyileştirmek üzerinde hem fikir olsa da doğu tıbbında varoluşsal bakılan kaygı insanın hareket içinde olması gerektiğini söyler ve bu durumda asıl olan sahip olmak değil hareket halinde olmaktır.  Örnek vermek gerekirse bir sporcu sporunu yapıp hareket ettikçe iyi hisseder ve zamanla bu spordan kazandıkları artıp zenginleşip, sporu yani hareketi bıraktığında; yaşadığı kaygı anlamsız gelse de bu bir kaybetme kaygısıdır. Bir çok danışan tarafından söylenen; ”aslında hayatımda iyi gitmeyen hiç bir şey yok, kazancım iyi nerden geldi bu panik atak?” dese de bilinç altı daha önce kazanırken ve hareket halindeyken olmayan bir biyolojik alarmı verir ve bunun adı sahiplik yada iktidarı kaybetme kaygısıdır.

Kaygı Bozukluğu

haset

Haset Kıskançlıktan Öte Psikolojik Bir Sorundur

Haset

Haset,  çekememezlik, kıskançlık ve fesatlık hali sebebiyle başka bir insanın elindeki zenginlik, varlık, şöhret, statu, tanınma, makam, beceri, tecrübe, deneyim gibi edinilmiş iyi kazanımlar veya sağlık, güzellik, sevilme gibi iyi olma hallerinden dolayı rahatsız olup, o kişiden o varlığın gitmesini ve yok olmasını istemesidir. 

Günlük dilde kavram, haset duyma ya da hasetlik olarak kullanılabilmektedir. Haset ile kıskançlık, çekememezlik ve günücülük yakın anlam taşıyan sözcükler olmakla birlikte eş anlamlı sözcükler olarak düşünülmemelidir.

Kişinin kendisini mevcut durum, varlık ve değerler üzerinden bir başkasıyla kıyaslama neticesinde kendini dezavantajlı ve eksik durumda görmesiyle ortaya çıkar. Bu içsel değerlendirme sonucu olarak kendini daha değersizmiş gibi hissetme, ve beraberinde üzüntü ve öfke de eşlik eder. Öfke uzun süreli ilişki durumlarda nefrete ve kine dönüşebilir.

Haset ve Toplumsal Bakış

Bu durum toplum tarafından genelde olumsuz karşılanan bir duygu olması nedeniyle varlığı genellikle yadsınan bir duygudur. Birçok insan içindeki bu duyguyu kendisine bile itiraf edemez; varlığını hissettiğinde utanır, şayet farkına varılabiliyorsa, öncelikle kişinin kendisini rahatsız edecek bir duygudur.. Oysa her insanın haset etme potansiyeli vardır. Asıl önemli olan varlığı değil davranışlara ve ilişkilere olan etkisidir.

Kendinde var olan bu duyguyu görmek istemeyenlerin içindeki haset başka duygu ve davranışlarda kendini gösterebilir. Sürekli yakınmak, haksızlığa uğradığını düşünmek ve söylenip durmak bazen bunu maskeleme görevi görür. Birçok kişi en yakınındaki insanların kıskanılmayacağını ve onlara haset duyulmayacağını düşünür. Oysa bu doğru değildir. İnsanlar çocuğunu, annesini, babasını ya da en çok sevdiği arkadaşını kıskanabilir, ona haset duyabilir. Genellikle ilişkileri olumsuz etkiler. Sınırlı bir konuyla ilgiliyse, o kişiye yönelik güçlü olumlu duygular da hissediliyorsa ya da kişi bu duyguyla baş edebilecek psikolojik becerilere sahipse ilişkileri daha en az etkiler.

Dini Değerler

Dini değerlendirmelerde haset çoğu zaman en büyük günahlardan birisi olarak gösterilir fakat insanın kişilik yapısına sinmiş, huy halini almış ve her türlü insan ilişkisine yansıyan ile zaman zaman hissedilen çekememezlik hallerini bir tutmamak gerekir.

Haset duyulan kişi olmak da çok zor bir durumdur. İlişkinin her yönüne sürekli biçimde bulaşıyorsa katlanılması zor bir durumdur. Yalnız hissedilen duygu olarak kalmayıp eyleme dönüyorsa ilişkiyi ciddi biçimde sınırlandırmayı ya da kesmeyi düşünmek gerekir.

Haset eden, haset ettiği kişinin başına bir şey geldiğinde ya da haset ettiği konuyla ilgili bir kaybı olduğunda buna açıkça ya da gizli gizli sevinir.

Haset bir hastalık mıdır?

Hasedinden çatlamak‘ sözü hasedin psikolojik etkilerini çok güzel ifade eden bir deyimdir. Aşılamayan haset insanı mutsuzluğa mahkum eder. Haset kendi başına bir ruhsal hastalık belirtisi ya da bir ruhsal hastalık değildir. Bir kişilik özelliği olarak ele alınmalıdır ve narsistik kişilik yapısının en önemli özellklerinden birisidir.

Bu rahatsızlığının yanı sıra, iç dünyasının derinliklerinde “mahrum kalmış olma” duygusunu beslemek ve büyütmek, hasta değilse bile insanı ruhen çökertebilecek hale getirebilir. Böyle bir kişi, enerjisinin büyük bir kısmını, kendisi ve başkaları arasında gereksiz mukayeselerle harcar. Bu da diğer insanlara karşı haset duymasına, onlarla kendisi arasında iletişim, arkadaşlık ve dostluğu ile ilgili engellerin oluşmasına sebep olur. Bu sorunu aşmanın en etkili yöntemi bir ruh sağlığı uzmanına başvurarak gerekli içgörü ve desteği almaktır.

Psikolojik Destek

 

agorafobi

Agorafobinin Gerçek Yüzü

Agorafobi

Fobiler arasında sık görülen Agorafobi eskiden yalnız meydanlardan, açık yerlerden korku olarak bilinmekteydi. Günümüzde ise Agorafobi çok daha geniş anlam taşımaktadır. Yalnız kalmaktan, yalnız sokağa çıkmaya kadar, kalabalık yerlere girmekten, sinema, tiyatro, otobüs, köprü, pasaj, asansör, uçak gibi yerlerde duyulan korkular ve bu yerlerden kaçınma davranışı artık güncel literatürde Agorafobi sayılmaktadır.

Kişilerin yaşantısını olumsuz bir biçimde etkileyen bu durum insanların çoğu zaman istemediği durumlar içerisine sokmaktadır. Bazı durumlarda ise tamamen toplumdan soyutlanma ile sonuçlanan, ilişkilerini derinden etkileyen ve ekonomik anlamda ağır sonuçlar doğurabilen bir durumdur.

Bireyin bir yerden kurtulamayacakmış gibi tıkanıp kalması, yardımsız ve çaresiz kalacak gibi olması ve ileri derecede utanılacak bir duruma düşecek hissi ile gelişen korku halidir. Hastaların bir kesimi daha önce geçirmiş oldukları bir panik nöbetinin tekrarlama korkusu yüzünden yalnız başına sokağa çıkamamakta, kalabalığa giremekte ve otobüs vs gibi ulaşım araçlarını kullanamamaktadır. Bu durum DSM-IV’ e göre Agorafobili Panik Bozukluk olarak adlandırılmaktadır. 

Tedavisi Nasıldır?

Panik Bozukluk öyküsü olmayan Agorafobide ise hasta, korkmaktan korkmaktadır. Panik atak öyküsü olmayan Agorafobi çok sık görülmemektedir. Ağır Agorafobikler, yaşamın bir çok etkinliğinden uzaklaşmaktadırlar. Bir süre sonra yaşamları o kadar kusıtlanabilir ki zamanla ciddi çökkünlük durumlarına girebilmektedirler.  Bu tarz panik bozukluk ve fobilerin tedavisinde ekip yaklaşımının ve uzman desteiğinin önemi büyüktür.

Günümüzde BDT destekli sanal gerçeklik terapisi uygulamalarıyla bu rahatsızlığın tedavisinde çok olumlu sonuçlar alınabilmektedir. Kişinin yüzleşmekten kaçındığı durumlara kontrollü bir şekilde maruz bırakılması esasına dayanan bu yöntemle duygunun kök nedenlerine inilerek detaylı analiz yapılabilmektedir.  

 

Panik Bozukluk

Sanal Gerçeklik Terapisi

istanbul'da psikolog

İstanbul’da Psikolog İhtiyacı

İstanbul’da Psikolog Neden İhtiyaçtır?

İstanbul 15 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en büyük şehirlerinden biri haline gelmiştir. Toplumun her kesiminden insanı barındıran bu şehirde yaşamanın getirdiği birçok kişisel problem de kaçınılmazdır. Bunların başında ise trafik, geçim sıkıntısı, sağlık gibi birçok etmene bağlı olarak gelişen psikolojik problemler gelir. Psikolojik problemlerin aşılabilmesi için kişiler bu alanda yetişmiş deneyimli kişilerden bu hizmeti alabilmektedir. İstanbul’da psikolog bulmak ise çok itinalı bir şekilde hareket edilmesi gereken bir konudur. Psikolog İstanbul gibi çok uluslu, kalabalık ve günümüz yaşam zorluklarının tümünü barındıran bir şehir için vazgeçilemez bir unsurdur.

Psikolojik problemlerin aşılabilmesi için veya danışmanlık amacıyla hizmet veren çok farklı tipte hizmet tipleri bulunmaktadır. Yaşam koçu, bireysel danışman, bireysel terapist ve bunun gibi çok farklı başlıklarda sunulan hizmetlere karşı dikkatli olunması gerekir. İnsan psikolojisi insan beyninin bir ürünü olarak şekillenir ve çoğu zaman bilinçli bir şekilde yapılacak psikoterapi çalışmalarıyla yoğurulup kontrol altına alınabilir. Nasıl ki diğer organlarımızla ilgili rahatsızlıklarımız için uzmanından destek alıyorsak bunun için de İstanbul’da hizmet veren psikolog veya psikiyatristlerden hizmet alınması önemlidir.

Psikolog, Klinik Psikolog ve Psikiyatrist

Psikolog ünvanı Fen-Edebiyat bölümü Psikoloji bölümü mezunları tarafından sahip olunan bir ünvandır. Psikoterapi faaliyetlerinde bulunmak için buna ek olarak en az iki yıllık Klinik Psikoloji yüksek lisansı yapmak gerekir. Sonrasında ise 4 yıllık da klinik psikoloji doktorası ile daha odaklı hale gelinebilmesi mümkündür. Psikiyatrist ise tıpta 6 yıllık eğitim sonrası alınacak 6 yıllık uzmanlık eğitimi ile alınabilen bir ünvandır. Psikiyatrist ile klinik psikolog ve psikolog arasındaki temel fark psikiyatristin tıp doktoru olarak somatik ve anatomik bilgiye sahip olması ve ilaç yazma yetkisinin olmasıdır.

İstanbul’da psikolog veya psikiyatrist hizmetleri Kadıköy ve Şişli bölgeleri başta olmak üzere büyük ilçelerde rahatlıkla ulaşılabilecek hizmetlerdir. Bu hizmetler ağırlıklı olarak psikolojik danışmanlık merkezleri veya hastaneler kanalıyla sunulur. Psikolog İstanbul hizmetleri için bu kanalları kullanmak mümkündür.

Psikolojik rahatsızlıklar için çoğu zaman sadece klinik psikologlar tarafından sağlanan psikoterapi yeterli olmakla birlikte bazı durumlarda psikoterapiye ilacın da eşlik etmesi gerekebilir. En doğru yöntem yetkin psikolog ve psikiyatristler tarafından takip edilecek ve uygun destek için yönlendirilecektir.

Psikolog İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerde hayatın daha rahat yürütülebilmesi için mutlaka ulaşılması gereken kişidir. Bu hayatın bir döneminde oluşan bir ihtiyaç da olabilir, süreklilik de söz konusu olabilir.

Biz Kimiz?

Psikoloji Teknolojileri Enstitüsü